19 Ağustos 2025 Salı

Egoizm

 Ne kadar fedakar olabilirsin ki ? Bir başka hayatı kendi çıkarın olmadan ne kadar kaldırabileceksin? Bir kahraman veya herhangi bir bütünü yöneten bir yönetmen olmadığını düşün . Merhametin aşırısı narsistik hareketler sergiler . Barbar olan insan korkutmayı seçer bu en ilkel içgüdümüzdür. Kimin sınırlarını koyduğunu bilmediğiniz sahip olduğunuz arsaları düşünün bunu nasıl koruyacaksın . İçgüdüsel olarak ya savaşacaksın yada siyasete yönelip karşı tarafın fikrine ona vurmuyormuş gibi kelimelerle onu emirin altında bir subaymışçasına rütbe verdiğine inandıracaksın . Sancılı bir kabülleniş ama gerçek . 

Ya aşırı merhametliysen 

 Neden bu kadar alkol içiyorum yıllardır ? Sanırım merhametimetime bir ket vurmam gerektiğini kavrayıp bunu o merhametin sahibiyken gösteremediğim için . O yüzden hep başarısızdım . Aşırı uç duygularda gezmek gerçekten çok yorucu , bunu yaşayıp deneyeceğime 20 km yürüyüp gram şikayet etmem . Hızlı tempoda hemde . Kompleks yapıdaki beynimi basite indirgeyip kendime açıklama çabalarım hep bir belirsizlik koydu önüme . Nedir bu canımın istediğini yapmama engel koyan , sınırlarım mı , mantıksızlık veya delilik mi ? Uzaktan zamana bakınca zaten herşey belli . Şuan zeka diye bize dayatılan düşünme sabrına dayalı ileri görüşlülük senin veya başka birinin zaman denilen doğrusal bir 3 boyutlu çizginin ileride ne olacağını senin yüzeyinde belirtir . Benim sebebim ve yahutta aklımdan zeki bir yanımın merhametimi bilip onu kandırmaya çalışmasının ön gösterime sunacağı ilm özelliğim merhametimdi . Göremedim bu kadar güçlü ve etkileyici olupta merhameti yüzünden kendine saldıranı . Sevmiyordum içten içe , annemin menopoz döneminde çocukluk geçirmemden diye yoruyorum ilkel aklımla dışarıdan aldığım fikirlerle . Peki çözümü neydi . Kavga etmekti ilk eylem . Kim ederdiki benimle . İp gibi bir vücuda sahip koruyacağının garantisini bulan nu kasvetim , karşı tarafın kendisini feda etmeye yedirememesiydi kendince . Çok aşağılandım , hor görüldüm içten içe öyle olmadığımı bildiğim şeyler bana aptallığımı yaratıcı zekama göre yorumlayıp kendime düşmam kesildiğimden ötürü tezahürümdü tüm benliğim . Çok altını eşeledim , sürekli sevilmek istedim . Dikkat çeken dış benliğim mıknatıs misali çekti hep beni sevmek isteyenlere . Tanıdıklarında acımaları beni sadece köpürttü , eskisi gibi aciz hissettirmeye başlattı beni . Bense gördüğüm kadarıyla sert olmalıydım , cesaret mi boş gereksiz olup olmasını bildiğin birşeye cesaret duymazsın yapar yada yapmazsın . Yaşadığım bu yerde savunulacak hiç bir algı yok gerçekten savunanlarda gereksiz duygusallardan öteye geçemezler yada çıkarları vardır . Çok kötü bir çıkarım ama maalesef benim görüşümce gerçek . Bunu benim gibi boş bir merhamet sahibi bir insanın kaldırması imkansız . Başkası kaldıramaz ama ben kaldırırım çünkü neler kaldırdım . Bu boktan düşünce insana güç vermiyor . Basit bir dinin bile felsefenin veya iyi düşüncelerin bile yayılmasının sebebi kazanılan savaşlardır . Küstahlık yapıp sürekli kötü düşünen aklımı sahte gülücük veya söylemlerde düzeltmenin sahte olduğunu o kadar kötü öğrendim ki yirmili yaşlarının ortasında hayatımda ilk sınırı çzizdim . Artık bir çizgi sahibiydim . Aynı çizgiyi defalarca karaladığımı görünce farklı biri olmak istedim . Daha net anlayışsız ve her istediğimi yapabilen o adam gibi . Yeraltından notlar .  Bunu okumadan önce kendime muhalif derdim . 

Peki insan istediği kadar özgür olduğunda ne olur . Bu kaygı getirir eğer yeteri kadar o doza ulaştıysa.

Peki ya çok özgür olursak o zaman ise ...

Canının istediği herşeyi yapabilecek iradeye sahipsen saldıysan artık kaygı senindir . Atlamayacağını bildiğin halde yüksek bir yerden karşıya bakarken buradan her an atlayabileceğim diye korkarsın ölümden bile korkmamana rağmen ki hayatını kaybetmenin korkusu yakınlarına yaşatacağın üzüntünün korkusunun merhametidir. Bu yüzden çıkmazsın yükseklere, korktuğunu zannediyorsan düşebileceğin , kendini atabileceğinin kaygısını taşıyorken , atlayıp atlamamanın senin elinde olmasına rağmen.

İnsan için vicdan özgürlüğünden daha etkileyici hiçbirşey yoktur yalnız hiç birşeyde onun kadar ızdırap vermez

" Bize daha fazla serbestlik vermeyi , üstümüzdeki vesayeti kaldırmayı deneyin bi , o zaman bir vesayet altına girmeye can atarız . "

Asalak

 Onunda üzülmesini istemiyorum bununda istemiyorum 

Lütfen ben kimsenin üzülmesini istemiyorum 

Alkole bağlı gözlerimin bendini çekip çekiştirip hayat mahfetmek mi 

Ben üzülmesin diye bu hayatı bitirmek bile istemiyorum 

Dile gelen her alışkanlığım düşlendirir düşüncelerimin kemiğini 

Zekam zaten yarım , yarım aklımla bu eziyet her şeyi bilmek istiyorum 

Birşey bilmek istemiyorum 

Kararsızlığım perde örecek gönül sussun istiyorum

Akıl dursun istemiyorum 

Basit biri çizgiydi yaşamım düşünce gerektirmeyen kendince kuralı olan 

Kural nedir istiyorum 

Kuran derttir istemiyorum 


Her yaşın aklı vardır 

Söylediğinde sayıyı sana birşeyler hatırlatır 

Asıl kancıklık mahrumiyettir hakkının 

Hak nedir bilmiyorum 

Kural koymaz sevmiyorum 


Bir yolu var haktandır hali 

Sonu yok uçurumda bile seni dinler illaki 

Gösterdiğim şeyler gerçek olsa bari 

 Kalbimi pir açıp boşken hiç göstermiyorum

18 Ağustos 2025 Pazartesi

Kambur

Geceler kaç kere geçti içimden,
Kaç kere…

Sinirlerime dokunarak
Zorla giydirdiler yüzüme bir tebessümü.
Oysa aklımda hiç yoktu.

Peşinden koştum,
Sonunda hep yarım kaldım.
Sanrıların gölgesinde
Beni anlayacak bir piri aradım.
Ve büyüdüm.
Belki bir tık ileri,
Belki bir ömür geri.

Zaman aktı.
Dün, yalnızca geçmişte kaldı.
Çığlıklarım kifayetsizdi.
Ağlarken köşeme çekildim.

Tanrı vergisi dedikleri yetenek,
Son çırpınışlarını Karadeniz gibi
Yüzüme vurdu.

İrkildim.

Bir takanın reisi gibi boşlukta savruldum.
Denize uçlaştım,
Anlamadığım bir basınçta boğuldum.

Dizlerine çığlık atarken sordum:
“Neden bana bu küsmelerin?”
Yaşım yetmez artık taşımaya.

“Gidemezsin lan!” demiştim zamanında .

Sonradan güvendiğim o sözler ...

Ama o sözler bile kandıramadı seni.

Sen unuttun.
Yüz kere yemin ettim,
Hatırlamıyorsun.
Aferin sana...
Mutsuzluğumuza bir imza daha.

Saymadın seneleri.
Ben unuttum kendi geçmişimi.
Aramazsan daha da,
Bulamazsın ukalalığımdan
Anlamadığın o beş seneyi.

Teşekkürler seni büyütene.

Ve tek dileğim:
Son anda kaybettiğin merhameti
Göster.
Benim gibi,
Mendil satan o suçsuz
Günahsız çocukların ellerine.

Son veda ile
Elveda geçmişim.

Kararsız bıraktığım hayatım,
Üst üste yığılmış bir enkaz.

Amacım yalnızca
“Boşuna yaşamadım” demekti.

Şimdi büyük konuşmalarımın kefaletine
Bütün arzularımı yatırıyorum.

2 Temmuz 2025 Çarşamba

0

 Güzel dileklerimle, siktiğimin aklınıza selamlar. Bu orospu çocuklarının kullandığı lisana uygun şekillerde, bunu anlayabiliyorsanız sizedir bu lafım. Siktiğimin kibri her yer üzerinde öyle etkili ki, küçük bir mesafeye bakmak için ovuşturduğum şu gözlerime kurumama emrini vermeye bile isteğim kalmadı. Sıkıcı bir beyitin cilalanmış cümlelerinde gezmek isterken, gerçekleri pelerin gibi gözlerimin uçlarına yerleştirmiş, aklımın sapıtmak istediğim bir evresindeyim. N’olurdu baktığım alan, Van Gogh’un tablolarındaki gibi olsaydı ya da usta bir ebru sanatçısının tabloya verdiği fraktalların boşvermişliğini hissettiren bir dedektör tarafından algılanıp beynimin içinde yorumlansaydı. Deli olurdum di mi, ya da korkardım. E korkuyom zaten gördüğüm şeylerden, her boka mantıklı bir cevap ile harmanlayıp kendime söylemekten. Uçurumun kenarında dolan o heyecan, sanki bedenimi hiç sarmayacakmış gibi öngörüm. Hevesim matematiksel olarak sıfır. Baykuşun kanat çırpışı gibi sessizce ilerliyorum geleceğime. O kadar ortak etki eden var ki geleceğime, birinden kurtulsam hesaplayamayıp yere çakılacak gibiyim. Bunlar mıdır ki etki eden derdim? Aynı jübilesine çıkacak bir sporcu gibi ya da en güzel anında ölmek isteyen Marlin gibi. Ama yolum Zidane gibi, o son kafayı kime vuracağımı şaşırıyorum. O kadar seçenek var ki, seçimsizlik eylemimi uyuşukluğuma yorup bu düşüncelerimi “eh, yok işte normalde bu” diyerek kandıracak noktaya getiriyorum kendimi. İnsanın tanıdığı birinden yalan duyması kadar alçakça, kendini kötü hissettirebilecek başka hiçbir şey yok. Başarısız olursun, yanılırsın ya da ne bileyim, milyonda bir kötü ihtimal vardır, o gelir başına. Ama bildiğin biri, özellikle bu kendinsen, ipe sapa gelmek bilmeyen düşüncelerinin önünü hiçbir malzeme kesemez.

İnsan en çok kendini bilir. Şerefi, onuru ve sonradan yapacağı eylemler… Bunların üzerinde en doğru tahmin etme olayı kendindedir. Ama açıkça kendine yalan söylemeye çalışması, çok rahat fark etmesine rağmen alçaklıktır. Ayrıca herkes birilerine alçaklık yapabilir, bazen yapmak bile gerekir. Ama kendine, sanki başkasıymış gibi öngörülerde bulunmak, kendini kurtarmanın yalancası’nı kendine söylemek gibidir. Bunu hayatına dürüstlüğü düstur etmiş bir kişi yapıyorsa, güvenebileceği hiçbir direk kalmamış gibidir. “Gibi” kelimesini söylememin sebebi ise, kendini ayakta tutmak için kendini kandırmaya çalıştığın için tüm varlığına inanç yüklemenden ötürü. Yoksa kalmayan şey kalmaz. Matematikte sıfır vardır, fizik kurallarının aksine. Ama bilincin bunlara sığmayacak kadar anlam üstüdür.

Komple umudumuzu yitirebilmek mümkün müdür?

Basit bir şekilde insan kendine bakarsa bu soruya evet demesi gerekir ama bilinç, komple bir matematik formülü gibi açıklanamıyordu, değil mi? Şöyle açıklamaya çalışayım. Biz kendimizi hiç umudumuz bitmiyormuş gibi algılamaya çalışıyoruz. Yani, ikiden iki çıkarsa sıfır kalır değil mi? Buna aksi iddiası olan yok, değil mi? İkiden üç çıkamaz mesela (vektörlerden bahsetmiyorum, hiçlikten sonrası yoktur. -1 elma diye bir şey olamaz, mantıksızdır). Ama insan, kaybettiği şeylerde hep bir şeyler biriktirir ya da başka bir kod satırındaki bir şeyleri siler. Şöyle daha açmaya çalışayım: kaybettiğiniz bir şeyi düşünün, soyut bir şey olsun bu. Herkes hayat akışında soyut bir şeylerini kaybederek ya da kendine bir şey katar ya da bir şeyleri eksiltir kendinden. Heh, demek istediğim nokta; gelişerek başka şeylerin üstünü çizip onları doğrularıyla değiştirmek olan değil, silinip eksildiklerimiz. Hayatınızda hep kalmasını istediğiniz bir özelliğiniz ya da bir şeyiniz çıkarsa,( o yaptıklarınız ya da adını şu an açıklayamadığım şeyler işte, sadece hissettiğim...) geride sıfır ya da eksik kalmaz. Eğer o şeyiniz iyiyse, umut kalır elinizde. Ama neye göre belirlenir bunun olup olmayacağı? Minik bir kütle çekim alanına hakimken her şeyi isteyerek geri getirmek mümkün müdür? Bahsettiğim şey olup olmaması değil bu arada. Düşüncelerinin olacağına inanıyor insanlar. Aslında güzel bir yöntemdir bu. İnsan bir şeyi hatırlatırsa kendine, o kelam üzerine oturtacak yol yaratır. Aslında fark etmeden planlama yapmak gibidir bu.

Ama bir şey çıkarsa senden, o sıfır kalmıyor. O zaman mutluysan mutlu olmanın beklentisine dönüşüyor, mutsuz isen o şeyin korkusuna dönüşüyor. Hele hele mutsuz isen, kendin dahil herkesten “korkmayacaksın, ne var ki bunda?” benzeri, içi boş gerçeklikten ve düşüncen uzak, boş umut gözeten cümlelerden başka bir şey duyamaz oluyorsun. Olmadı mı böyle? Eğer gerçeği söyleyen ağzını, takıntılı kelimelerin yuvasına dönüştürmediler mi, dönüştürmedin mi?

Yalana takıntılı olmalı insan, çünkü yalan gizler gerçeği. Örter; yeşilden bayağılık geçirten tuvale rengârenk açan minnacık çiçeklerin serpiştirdiği güzelliği, kara bulutların sınır süresi biçtiği gibi heybetlenmesini “anca boşa” dedirtecek kadar bilgin bir ukala gibi. Söylememeli kimseye de kendine de. Yakıştırmalı, gerekirse ölümü dikine kabul ettiği ama kimseden vazgeçmediği.

Başarı ve başarısızlık! Anlamını sorguladığımda, boş kelimelerden oluşmuş, amaç kaidesi taşımayan ve insan hayatını direkte etmekte olan iki yüzsüz ve boş çapulcu. Sen ne ile kıyaslarsın bu varlığını bulmuş kelimeleri? Veya kıyaslamayı fiziksellik dışında gören aklım kadar selim midir uçsuz noksan hafızan? Bana şu an sorarsan, ezbere bir kelimedir derim. Yaşam amaç gerektirir, değil mi? Öyle midir sence? Belki olmayabilir de, eğer büyüyüp gerçeği kendine söyleyemediysen. Peki nasıl kıyaslıyoruz bunu? Bu bir şekle dayalı mı kıyaslanır? Kıyaslanamayacak bir şey değil mi bu? Biçimi yok, anlamı yok! Ama “başarısız” diye diye ahkâm keseriz günlük konuşma rutinimizde, değil mi? Anlamını bile düşünmediğimiz, hissiyattan öte kavrayamadığımız bu kelimelere... Bir şeyin başarılı olması için onun hedef olması gerekir. Bir hedef belirlersin kendine, ya vurursun ya da karavana geçersin. Bunun olumlusu “başarı”, olumsuzu “başarısız” olur.

Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, ne olduğunu bilmediğimiz, görmediğimiz, başkalarına göre yorumlayıp kendimize yedirtmeye çalıştığımız ama sonuca bakınca “başarılı” veya “başarısız” olduğumuz düşüncesine kapılıp, olmazlar üstünde yalanlar söyleyerek anlayamadığımız bir süreyi (hayat) yaşıyoruz.

Ölümün olduğu bu dünyada bir başarı gerekmez bana kalırsa, bir duruş gerekir ama sonucu olmayan. Bir matematik problemi değildir yaşamlarımız. İyi hissedeceğimiz şeyleri yapmamız gerekir ve başarılarımızı genele değil de parça parça bölmek gerekir.

Bunu, paranın esiri olup da mutluluk hissini harcayarak hisseden bu beynimle, yalan söylemeden söylüyorum. Bu hayattan anladığım şudur (hiçbir şey bilmeyen aklımla): Bir çizgin olması gerekir ve onu zamanla kalınlaştırıp, onun dışına çıkmadan, için rahat bir şekilde yapabildiğin kadar yerinde bırakman gerektiğidir.

Sevgilerle…

20 Ağustos 2024 Salı

İnsancık

 Küçük planların büyük sonuçları olmaz ! Büyük sonuçlar için büyük amaçlar gereklidir . Peki büyük amaç nedir ? Can sıkıntısına karşı inancına verdiğin bir heveslik değilmidir? Yada bu yaşında daha da büyük kurabileceğin bir cümle kalmadı mı? 

Okumak bilgi getirir , fazlasını değil ! Fazlasını istiyorsan koşarsın canım hedefine , ama güzel bir plan kurarak . Güzel plan kurmak zordur bir tanem . kurduğunu sanarsın ama insansındır . Bu hayat , sınavını denetir üstünde yine . Hiç beklemediğin yerlerden , olmaz artık dediğin şeyler olur kafanın içinde . Hayat da değildir bunu yapan . Hatta sende değilsindir. bazı şeyler senin fıtratından ötürü çıkagelir önüne . Hiç  beklemediğin yollardan kapar yolunu . Düzeltmeye çalışırsın daha çok batar . kabul edersin yolun kayar , yolunda kalırsın içinde ukde yapar . Saçma sapan bir döngüdür bu . Çıkacağını zannedersin , eninde sonunda çıkacaksındır da ! bunu da bilirsin ama , o "ama" varya saatlerini çürütür , buz gibi sert olduğunu düşündüğün o benliğin , aynı zannettiğin o buz gibi minik bir çakmak alevinde yıllar boyunca yavaş yavaş eriyiverir . 

Saçma problemlerin çıkar gün yüzüne , yediremezsin , yedi düvele siktir çeken o haline gelir (o) gerçek hislerin , acıtır canını , yok olmak istersin , onunda bir haltı düzeltemeyeceğini bildiğin için korkaklıkla suçlarsın kendini yada pes ettiğini kabul etmenin verdiği can yakan o kahpece acıyı kabul edebilecek gururda olmadığını düşünürsün .

Şöyle düşün aşkım ! Bir geleceğe vakıfsın . Yazılmıştır o içine , belki de dışına , hadi hiç birini kabul etme , onca olasılık sonucunda sonucu bellidir zaten herşeyin . Sen böyle düşünmezmisin ! Hep mi erkeklik ! hep mi kavga , hep boş mu lan bu cesaret , yapamıyor musun strateji  !

Verdiğin her kararın arkasında ileride ne olacağı var ! Sen istesende istemesende ! Bir gölde salınan boş bir dal parçası değilmisin sen moruk . Hangi taşlara çarpıp budandığını en iyi sen bilirsin . Kimini jilet gibi yapan o kayalar seni nasıl yuvarlak arada çatlakları olan o yüzeyi geniş kütük parçasına çevirdi .

Hala mı güvenmek için can atarsın ? Senin kendinde biten birşeyi , başkalarından ötürü suçlamandan mıdır bu kolaya kaçışların . Halamı suratlarına küfredersin ! Gücüne güvenip sikip atabileceğin herkesi , empati yoksunu bu bedenine siktir et diye saldırtırmısın ? 

Bu kadar nifak niye .

Bu karmaşıklık niye .

Hedefine ulaşan adım adım planlarınnın arasına giren insani zaaflarının vicdani sorgulaması niye. Hasta değilmisin sen ! Tasdiklemediler mi lan seni ! Uyutmaya çalışmadılar mı sürekli ilaçla ! Onlara karşı geldiğin zamanda senin niyedir bu çaban .

İnsansın hata yaparsın . İnsansın kötü düşünürsün . İnsansın inancın da zayıflar . Ama yüklenme bu kadar !

Sadece odaklan ! Ve hata yapmaktan çekinme ! Çekindiğin her hata belki de güzel bir geleceği karartır . Şunu da bil , tek bir zamanın olduğundan neyin hata olup olmadığının farkına varamayacaksın , şu hayatında yapmadığın şeylerin olasılıklarının getirisini hiçbir zaman  bilemeyeceksin , tahminlerinin garantisi olmayacak ve her bir ihtimal bir yüzde olarak paylaşılacak , malesef gerçek olan bu .Sen düşünme bunları . Ve unutma insansın hata yapmak fıtratında var , mantıksız şeyleri istemek , arzulamak ömrün boyunca yaşayacağın şeyler olacak . 

Sadece inan , gerçekten inan , zaten hiç bir şey farketmeyecek .

7 Haziran 2024 Cuma

D1419

 Umutsun sen 

İçimde yeşertip dısarı vurmadığım

Kibirsin sen 

Arkasından halledip dışarı tevazuyla yansıttığım

Kitapsın sen

Okudukça daha çok kafamı karıştırıp baş ucuma koymak istediğim 

Sevgisin sen 

Etrafımda haset oluşmasını istemediğimden söylemekten çekindiğim

Yargıçsın sen 

Hatalarımı bana göstertip kendimi yola getirmek için vicdan azabı çektiğim 

Zangoçsun sen

En durgun anlarımda zile dokunduğunda aniden titrediğim

Heykelsin sen 

Bakımsız ellerinin bile estetikliğinden , beynimin içini kendimce bilediğim

Aptalsın sen 

Bile isteye yanlışa adım attığımı görüp peşimden gelmediğin 

Sarhoşsun sen 

Neden peşimden geldiginin hala sebebini bilemediğin

Vakitsin sen 

Geçip giden herşeyin arkasından sadece bakabildiğim

Yok musun sen 

Uydurmuş olduğum rüyalarımın başlangıcını bulmak istediğim 

Görmeksin sen

Tanrının ispatı , dünyayı döndüren o güzel gözlerinin

Beklemeksin sen 

Sağanağın altında duman çekerken ıslaklık hissetmediğim

Yaşamsın sen 

En güzel anımı yaşarken hiç bitmesini istemediğim

Sevmeksin sen

Kelimelerle anlatılmayıp gözbebeklerimin içine işlediğin 




30 Mayıs 2024 Perşembe

Yüze Özel Bir Yazı

 Özel bir yazı olmalı bu . Belki bıraktığım düşlerden sürgün yemiş kalplerinize umut yeşerten , bir ilk bahar yağmur damlası . Sonsuz sürgünüzü biçmek için gelen o son çabanın vermiş olduğu canavarca kuvvet . Belkide anlamsız kelimelere biçilmiş, italyan terzilerin dikerken akıttığı o yekpare anlamı olan son ter damlası.  Bittiğinde o kadar mutlu olamayacaksın belki . Anlamsız mücadelede gene sebep yolunu soru işaretleriyle dolduracaksın . Hiç birine açıklık getiremeyeceksin gene örüntülerinin , ama biliyosun ki ne çaban bitecek ne arayışının ne de içinde oluşan o merak azalacak . Söylesene neden ?


Hangi anlam oluşturdu olgunu . Hangi duyduğun kelam güç verdi merakına . Ailen  arkadaşların , ilişkilerin,  kavgan ! Ne zaman son vereceksin uzaklaşmaktan haz duyan zekana , buğu verip onu boğuklaştıran seslerden . Ne zaman zevk alacaksın pörtlek gözlerini fal taşı gibi açıp gözünün önündeki gerçeklere göre istediğin cevapları vermekten . Hangi depresyonun kıyısında kendine merhamet edip salıvereceksin geçmişini.  Bilgilerin doldurmadı mı o kımıl kımıl etini . Yetersizlikler ne zaman yazılır oldu suçsuz günah defterine , hangi el açışın cevapsız kaldı bundan önce , bak bundan sonrası değil . Degil bunlar  bileğine  yük , yürek burkan ön görüşlerinin kaçında yanıldın seni ukala .


Kalk gel diyorum , biliyorum , sal diyorum . Dur bak,  gör . söyle . Kaybet artık aklını normal vakit geçirirken saklat artık şarapnel parçalarını karaciğerinin iç tarafında birikmiş fazlalık yağ dokularının ortalarına . İradeni normal bir erkek gibi ket vurmadan unut arada . Limit koyup , erdem diye yedirtme kendine . Yat diyorum ukala , kalk diyorum .


Baka gelen ardından isterse git . Çak ! diyorum yapabildigin en iyi şeyi yap diyorum . Unutulacaksın toprağın alnının ucunda tat diyorum . 


Duymayan sol kulağına fıslıtıyla söyleyen canavarını duymama çabasından vazgeç . Sivrilecek bi yerin kalmadı daha . Elindekini tat diyorum . Uyuşan tenindeki hissiyatın zevkini sür . İçindeki karmaşayla savaşmaktan vazgeç.  Oyna oyununu , bak dalgana.  


Hayat süre gelen ve bitene kadar üzerine gelecek bir oyun . Tanrı değilsin sen her ihtimali düşünemezsin.  Her şeyi kontrol edemezsin , kendini olay akışının içinde bulunan bir aks olmadan . Merhametine büyüklük biçemezsin insan olarak . Büyülü gözlerini saklatamazsın içine bakmak isteyenlerden ve bundan suç arayamazsın kendinde . 


Kaybetme kendini bi nefes al ve rutinlerini eksiltme . Olur bazen ara ara . 


Sen her bahar arar arar bulursun !